HOŞGELDİNİZ

2.3.2008 - Baba İle Oğul - Can Dündar

Kategori: CAN DUNDAR

Baba İle Oğul - Can Dündar

Yoksuldu baba...

Çok zor kosullarda, zar zor büyüttü oglunu...
emedi ona yedirdi, giymedi onu giydirdi.

En büyük ideali yavrusunun kendi ayaklari üzerinde durabildigi günleri görüp Avrupa'ya yerlesmekti.

Orada iyi para kazanacak, bundan böyle adam gibi yasayacakti.

***

Zamanla oglan büyüyüp serpildi, bagimsizligini ilan etti.

Ancak bir arkadasiyla ayri evde oturdugu halde, kendi harçligini çikaramiyor, hala babasinin eline bakiyordu. Üstelik ev arkadasiyla da kavgaliydi. Baba yine de her eziyete katlaniyor, disinden tirnagindan artirdigini ogluna aktariyordu. Ne de olsa o, kendi kanindan, kendi soyundandi.

Bir yaz günü, oglanin evinde büyük bir kavga koptu.

Evladinin dövüldügünü duyan baba sopayi kapip evi basti; öfkeyle oglunun ev arkadasinin kafasini yardi. Tabii bütün mahalle ayaga kalkti.

Herkes babayı suçladi.

Adi "belali"ya çikmisti.

***

Yillar geçti... Baba bir daha dayak yemesin diye, oglunun yanindan hiç ayrilmadi; ona as, para, silah verdi, yanina adam koydu.

Artik yavrusunun güvencede oldugunu düsünüyor, kendi düslerinin pesine düsme vaktinin geldigine inaniyordu. Yeni bir hayata kanatlanmak üzere vize kuyruguna girdi. Ancak "Sen giremezsin"dediler, "Haneye tecavüz etmissin".

"Ama oglumu dövüyorlardi" diyecek oldu, dinlemediler. Yikildi baba... Yavrusunu koruma ugruna büyük idealinden olmustu. Kimi dostlari "Oglani evlatliktan reddet,
kurtul. O zaman alirlar seni" dedi.

Baba "Insan hiç oglundan vazgeçer mi" diye direndi, dinlemedi. <******>

***

Gel zaman git zaman, yoldan çikti bizim oglan... Kirli islere bulasti. Evinde uyusturucu ticareti yaptigi, silah sakladigi, kanun disiislere bulastigi haberleri geliyordu. Babasindan zengin hale gelmisti, ama hala ondan harçlik aliyordu. Üstüne üstlük babasini da sevmiyor, "Basima ne geldiyse senin yüzünden" diye dikleniyordu. Zavalli adamcagiz, onu kollayacagim diye hem fakirlesmis, hem yalnizliga itilmis, hem de istikbal planlarini ertelemisti. Simdi kendisini sevmeyen problemli bir oglanla bas basa kalmisti.

***

Sonra bir gün, araya aracilar girdi, oglan ev arkadasiyla baristirildi. Eski kavgalari unuttular, birlikte vize alip güle oynaya Avrupa'nin yolunu tuttular. Babanin düslerinin ülkesiydi orasi... Baba "Madem onlar baristi, ben de gideyim" diyecek oldu, ama yine ayni gerekçeyle kapidan kovuldu: "Sen bir süre daha bekleyeceksin. O arada sicilini düzeltmeye çalis."

Simdi baba, bir yandan ogluna harcamaktan biriktiremedigi paralari biriktirmeye, bir yandan da oglu yüzünden bozulan sicilini düzeltmeye çalisiyor. Ve boynunu büküp, eski kavgalisiyla, el ele kendi mutluluk diyarina uçan oglunun ardindan el salliyor:

"Oglum, Kıbrıs'ım!

Sen mutlu ol yeter... Belki bana da bir gün verirler. Ben de bir gün yüzü görürüm."

CAN DÜNDAR

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

22.9.2007 - "GameOver..."

Kategori: CAN DUNDAR


"GameOver..."

Büyük bir bilgisayar firmasinin genel  müdürü,
bilgisayar fuarinda kendi standinin bir isiyle  ugrasirken telasli bir baba
sokulur yanina....
"Kardes bakar  misiniz," der, tezgâhtar sandigi genel  müdüre.

"Çocuguma bir bilgisayar almak  istiyorum.
Hangi modeli tavsiye edersiniz? Ram'i kaç  olsun?
Hafizasi kaç gigabayt olursa iyidir?
CD okuyucusu  recordable olursa daha iyi olur mu?
Ekran kartı kaç megabayt olursa iyi  sonuç alırız?
Bu modeli ileride update edebilir  miyiz?"

Bilgisayar firmasinin müdürü, nefes almadan  konusan ve isteklerini ardi
ardina siralayan baba sözünü  bitirince araya girer...

"Çocugunuz kaç  yasinda?"

"Onbir."

"Siz ona en iyisi gidin  bir bisiklet alin beyefendi."

Ne zaman satanizmin pençesine  düsüp intihar eden gençlerin haberini okusam
gazetelerde, hep  bu öykü gelir aklima.

Bilgi amaci ile kullanilmayan  bilgisayarlarin insan üzerine tahribatindan
kuskulanirim  hep. Bu kez de öyle oldu zaten.

Çocuklarini  ortalikta patirti yapmasinlar diye dört - bes yaslarinda
bilgisayarin  önüne oturtan anne ve babalar,
onlara artik bir bilgisayar  oyunu kadar uzak kaldiklarini çok geç
farkettiler  bence.

Potansiyel katil yetistiren Doom  oyunlarinin, kötü ile iyiyi ayirmaktan
yoksun taze  beyinlere seytan veya kurban olmayi ögütleyen
fantastik  interaktif safsatalarin, büyücüler, cadilar, efsunlu yüzüklerden
ibaret saçma sapan Hollywood yapimlarinin o güzelim kusagi  gelip koyduğu
yer elbette ki bir uçurumun kiyisi  olacakti.

Üstelik en egitimlilerin arasindan çikti bu  intiharlar. Ve çok sasirdi
anneler babalar.

Oysa o  okula girebilmek için yillarca bir tek sey ögrettiler  çocuklarina:

"Bilgisayarinin basina otur ve  digerlerini parçalamayi ögren.

Eger test sinavlarinda senin  yasindaki 10 arkadasini elersen, yani 10
arkadasinin hayatini  kaydirirsan yabanci dille egitim yapan
o okullara  girebilirsin...

Mutlu olmak için 10 kisiyi mutsuz etmen lazim  çocugum."

Böyle hazirladilar çocuklarini  hayata.

"Parçala, yok et ve öldür..." Yok et  arkadaslarini.
Öldüremediklerini de intihara tesvik  et...
Öldürdügün sürece hayatta kalirsin  evlat.

Mutluluk sadece ve sadece  basaridir.

Oysa bir çocugun mutlu olmas için  oyunlari, bebegi, futbol topu ve bir
bisiklet  yeter...

Bir bisiklet bazen daha çok sey ögretir  çocuga.

Ama aileler arasinda insan yetistirmek  yerine sinavlari birer birer
kazanan bir robot yetistirme  egilimi daha çok agir basiyor.

Onlari agaç seven, deniz  seven, kus seven, doga seven birer çocuk olarak
yetistirmek  yerine onlardan test hocasini sevmelerini istiyoruz  nedense.

Oysa düsünsenize;

sadece hayvan  sevgisi asilasaniz bile kedilerin katledildigi aptal saptal
satanist  ayinlerden uzak durur çocugunuz.

Sadece bir kedi  sevgisi... Miril miril bir kedi sesi, gürül gürül akan bir
hayat  olur...

Kumsala vuran deniz yildizlarini kurtarmak  için onlari birer birer denize
atan çocuga "Kumsalda  milyonlarca deniz yildizi var.
Ne farkederki" diye  sorduklarinda, denize firlattigi deniz yildizini
göstererek "Bunun için çok sey farkedecek" demek  için, dolasilan
kumsallarda hiçbir zaman "GameOver" yazmaz  kumlarin üzerinde...

"GameOver..."

-Can  Dündar

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

20.7.2007 - GERÇEK DOST

Kategori: CAN DUNDAR

Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa...
"Onu", şöyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa...
Ne iyi olur değil mi? Dostunuz! dostunuz var mi? Kadın ya da erkek...
Hiç fark etmez. Gerçek dostun cinsiyeti olmaz.
Paylaştığınız birileri var mı? Var ise mesele yok.
Yok ise, gidin bulun hemen! Sırlarınızı paylaştığınız.
Özlediğinizi açık yüreklilikle söylediğiniz.
"Canım benim!..dediğiniz...
Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri...
"O"nu görmediğinizde yüreğinizin "pıt-pıt" attığını hissettiğiniz,
bir dostunuz var mi? Dert ortağı, sohbetlerinizi paylaştığınız,
yalnızlığınızı anlattığınız, sevincinizi hisseden biri...
Yalnız kaldığınızı düşündüğünüzde, birilerine öfkelendiğinizde,
sevdiklerinizi özlediğinizde,hayal kurduğunuzda yanınızda o var mı?
Sizi hiç yalnız bırakmayan biri... Cesur,sempatik, azimli, kararlı,
Arayan, soran,"Seni özlüyorum" diyen biri.
Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz.
Yanıltmaz! Anlayışla karşılar her şeyi...
Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla...
Hic yalnız kalmazsınız nitekim...
Böyle bir dost bulmak için fazla bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur.
O kendiliğinden çıka gelir zaten.(Elektrik olayı ..)
Bir gün bir bakarsınız karşınızda...
Bir de bakmışınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar,paylaşımlar...
Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki
izleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz.
Kadın, erkek Bir dost bulun! Ama gerçek olsun.
Aradığında işinizi değil, sizi soran...
Kötü gününüzde ev sahibi,iyi gününüzde kiracınız olsun.
Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın.
Güvensin! Cinsiyeti olmasın!
Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban,
bir ceylan kadar narin olsun.
Doğruları söylesin.Gerçekçi olsun. Yanıltmasın, kandırmasın!
İçten, sevecen,sempatik, sevdaları, özlemleri anlayabilen biri olsun.
Anlasın! Ağzıyla değil, gözleriyle ve kalpten konuşsun.
Yasasın!
Doya-doya yasasın, doya-doya yaşatsın.
Beyninden değil, yüreğinden versin. "Olsun varsın!
Paylaşırım." desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...
Dost olsun!
Ama... Gerçek bir dost.


D O S T C A K A L I N.........

CAN DÜNDAR

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

20.7.2007 - AŞK

Kategori: CAN DUNDAR

Kedilerle ilgili bu durumu yeni öğrenmiştim: Normalde sokak kedisi kendini saldırgan köpeklere karşı koruyabilirmiş. Bu direnci kiran tek şey neymiş biliyor musunuz:

Sevgi...

İnsanoğlu, eğer bir sokak kedisinin başını okşar ve ona şefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altında olduğunu zanneder ve sivri tırnaklarını içeri çekermiş. Ve vahşi köpeklerin azgın dişlerini gırtlaklarında veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmuş. Küçücük bir dokunuşta gardı düsen ve ölümcül yaralara açık hale gelen sarmanların kaderinde kendi aşk hayatimizin hülasasını buldum.

Biz de Eros un şefkatine sığınıp, sevdalanınca en mahrem zaaflarımızı ele vermiyor muyuz? Yıllar yılı ardına sığındiğımız barikatların anahtarını gönüllü teslim edip, tırnaklarımızı içeri çekmiyormuşuz? Sevginin bizi kollayacağına, sarıp sarmalayacağına dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarımızı gönüllü kaldırıp, yaralarımızı açık hale getirmiyor muyuz? Sonra ne oluyor? Sevdamız en büyük zaafımıza dönüşüyor. Saçımızı okşayan elin bizi ilelebet kollayacağına inanıyor, tatlı sözlere kanıyoruz. Taklalar atıp, cilveler yapıyoruz. Ve en ummadığımız anda, en korunaksız halimizle yakalanıyoruz aşkın hoyrat yüzüne...

Şefkatimiz katilimiz oluyor. Ders almak mi? Ne münasebet!..Daha son ihanetin yarası kabuk bağlamadan, yeni yaralar için aralıyoruz kalbimizin kapılarını... Zavallı bir kedi yavrusundan farkımız yok aşkın karsısında...

Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sıcak dokunuşta çocukça uysallaşıp, her hayal kırıklığında "köpek gibi" pişman olarak, her terk edişte acı çekip her dönüşte biraz daha kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha asla"larla "Daima"lar arasında yalpalayarak yara bere içinde yaşıyoruz. O yüzden "Melek"ler, içe kıvrık patilerle gömülüyor. Ve hayata "Şeytan”lar hükmediyor. Belki de en iyisi kuyruğu her daim dik tutmaktır...

Şefkate kanmış mevta bir ev kedisi olmaktansa, gardını almış hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir.

CAN DÜNDAR

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

20.7.2007 - ÖZLEME DAİR

Kategori: CAN DUNDAR

Özledim seni... Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...
Beynimi uyuşturuyor özlemin... Çok sık birlikte olamasak bile benimle
olduğunu bilmenin bunca ay içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp sürekli
bir boşluğa dönüşüyor. Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her
işi bir kenara koyup seninle baş başa karşılamaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı, hırlaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi , kaçamak tatillerimizi,
sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... Nasıl da serttin başkalarına
karşı beni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin
okşayışına bırakırken... Bilsen, ne zor gitmen gerektiğini bile bile "Kal"
demek sana... ...ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan
geçtiğini bilmek... ...gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur
olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek... "Beni ne
kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne
zor... ...sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden, sesin, kokun hala
beynimdeyken... ...seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden... ...yeni bir sevdayı
kesinlikle yasakladığım kalbime söz geçirmek... ...ve sonra kendi ellerimle
bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz
onca yazı, yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı, onca
kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına,
arkandan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor... ...yokluğunu beklemek, ne
zor... Bunları düşündükçe, şu anda uzakta bir yerlerde üşüdüğünü
sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp, terk edilmiş caddeleri,
kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce
başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini
örtmek geçiyor içimden... Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir
geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum. Gizli gizli hüzünlendiğim
akşamlardan birinde, terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da
yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da
yapamadıklarım için özür dilemek ve "Dön bir tanem" demek istiyorum: "Geri
dön... Canın seni bekliyor ..

CAN DÜNDAR

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->
. . . .

Hakkımda

Suskunluğum asaletimdendir... Her lafa verecek bir cevabım var...Lakin bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
.

Kategoriler

.
.

Arkadaşlarım

haticeozkan
7x7x7
caferose
runya
busecegunler
murelce
gurcan06
ozlemlehayat
bulmaca01
ekolmany
rockkivilcimi
mutfakgunesi
gykeydiren
odynihal
kartaneleri06
lezzetdefteri
meryemaslan
mutlugul
06gezgin
gezitozu
orgumveben78
esininmasallari
sana34tutsak
havin
yitikozann
lezzetvadisi
ruhucanan
. .
. . . . . website stats . .
.

.
.
doviz
.